Derken geldik o felaket 90’lı yılların ilk dilimine… Tarihe “Tansu Çiller kararları” diye damga vuran 1993–1994 yıllarına. Hatırlamak dahi istemediÄŸim ama bize çok önemli dersler veren o feci yıllar…
Hemen hemen tüm ihracatçıların kredili müÅŸterisiydik ve hâlâ da öyleyiz. O zamanlar Euro diye bir kavram yoktu. İtalya ağırlıklı çalıştığımız için iÅŸlemlerimizi çoÄŸunlukla İtalyan Lireti üzerinden yapıyorduk. Oldukça ileri görüÅŸlü genel müdürümüz ve ortağımız Selçuk Bey’in talimatıyla, bundan birkaç yıl önce Liret bazlı fiyat listelerimiz zaten yayınlanmıştı.
Hiç unutmayacağım; bazı meslektaÅŸlarımız,
“Türkiye’de Türk Lirası konuÅŸulur, bizim listelerimiz bu yüzden TL olarak kalacaktır.”
diyorlardı. Fakat bu sözlerine ancak üç ay dayanabildiler ve onlar da kur listesine geçmek zorunda kaldılar.
Yine de faturayı kestiÄŸimiz anda alacağımız TL’ye dönüÅŸüyor, borcumuz ise Liret olarak kalıyordu. Yani TL tahsil edip bunu Liret’e çevirerek borcumuzu ödemeliydik. Mal mukabili çalıştığımız için İtalyan firmalara oldukça yüklü borçlarımız vardı.
Transfer ve ithalat iÅŸlemlerimizi, maÄŸazamızla neredeyse sırt sırta olan Banca di Roma ile gerçekleÅŸtiriyorduk. Bankanın ikinci müdürü İsmail Bey bizi defalarca uyarmıştı:
“Gözünüzü seveyim, makas çok açık. Bir an önce Liret borçlarınızı ödeyin.” diye.
Ancak iÅŸ hacmi o kadar yoÄŸundu ki koÅŸuÅŸturmaktan daha fazla tedbir almaya bir türlü sıra gelmedi. Ve netice…
Netice büyük bir hüsran oldu.
MeÅŸhur 5 Nisan kararları…
Hayatımda böyle bir ÅŸok yaÅŸamamıştım. İtalyan Lireti almak için bankayı arıyor, kuru öÄŸreniyor ve elimde TL dolu çantayla bankaya koÅŸuyordum. Bu en fazla üç dakika sürüyordu. Ama o üç dakika içinde bile konuÅŸtuÄŸumuz rakamdan daha yüksek bir kurdan Liret almak zorunda kalıyordum.
Tabii vade falan kalmamıştı; tüm alışveriÅŸler nakde dönmüÅŸtü. Ama alım gücü yoktu ki mal satılsın. Parası olan da ticaret yapmak yerine piyasaların oturmasını bekliyordu. Terminli müÅŸterilerimiz ise haklı olarak sipariÅŸlerini iptal etmiÅŸ, elimizde mallar birikmiÅŸti.
Buna raÄŸmen ihracatçılarımızın hemen hepsi bizi arayıp moral verdiler. Bizlere olan güvenlerinin sarsılmadığını, mal mukabili ya da herhangi bir teminat olmaksızın taleplerimizi karşılayacaklarını söylediler. Bu bizim için büyük bir onur ve moral kaynağıydı.
Hatta bir ara stoklarımız yeterli olduÄŸu için,
“Lütfen biz söylemeden sevkiyat yapmayın.”
diye adeta yalvardığımız bile oldu.
Taahhütlerimizi her zaman zamanında yerine getirmenin meyvelerini topluyorduk.
Yine de çok tedirgindik. Çünkü önümüzü göremiyorduk. DüÅŸünebiliyor musunuz? Borcunuzu ödüyorsunuz ama borcunuz düÅŸmek yerine artıyor. 8.22 TL’ye sattığımız Lireti 24 TL’ye kadar transfer ettiÄŸimizi çok iyi hatırlıyorum.
Elimizde güçlü bir stok vardı fakat bunu paraya çeviremiyorduk.
Yılların emeÄŸinden sonra, hiçbir aşırılığımız ve hatamız yokken rezil mi olacağız kaygısını yaÅŸamamak mümkün deÄŸildi.
Atalarımızdan aldığımız en büyük miras açık alınlığımız ve çalışkanlığımızdı.
Elbette eve zaman zaman moralsiz geliyorduk. Ama eÅŸlerimizin desteÄŸi sayesinde ev, özellikle benim için bir sığınak gibiydi. En büyük dayanağım ise Tanrı’ydı. Sık sık dua ediyor, kaygılarımdan beni ve ortaklarımı kurtarmasını diliyordum. Bizi bu sarmaldan çıkaracak gücüne imanım sonsuzdu ve ne kadar haklı olduÄŸumu zaman bana bir kez daha gösterdi.
Ulu Rabbim önce kendi iç huzurumu korumamı ve sakin kalmamı saÄŸladı. Oysa birkaç gün önce Banca di Roma’ya gitmek üzere Tersane Caddesi’nde karşıdan karşıya geçerken gözlerim kararmış, başım dönmüÅŸ ve kısa süreli bir baygınlık geçirmiÅŸtim. Ama ÅŸimdi içimde bir huzur vardı.
KuruluÅŸumuz güçlü stokları ve terminleri zamanında yerine getirmesiyle tanınmıştı. Bu yüzden doÄŸrudan tedarikçisi olmadığımız firmalar bile zor zamanlarında bize baÅŸvururdu.
Tam o günlerde telefonumuz çaldı.
Arayan, plastik enjeksiyon makineleri üreten ve ihraç eden Yelkenciler Plastik’ten Hayrullah Bey idi. Almanya’ya ihraç ettikleri makineler için bizden iki ay vade istedi. AnlaÅŸmayı D-Mark üzerinden yapacak, fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki kur farkını da ödeyecekti.
Sözünün eri, güvenilir bir insandı. AnlaÅŸma saÄŸlandı. Aramızda en ufak bir ihtilaf dahi yaÅŸanmadan, biz hidrolik sektöründe faaliyet gösterdiÄŸimiz sürece ticaretimiz devam etti.
Bu dönemde meslektaÅŸlarımızın stokları yetersiz olduÄŸu için birçoÄŸu kapımızı çaldı. Hatta hayatta olanların çoÄŸu bugün hâlâ bizi tercih eder. Çünkü bizimle çalışmanın avantajını bir kez tatmışlardı.
Bu bereket mi, yetenek mi?
Yoksa ikisinin birleÅŸimi mi?
Cevabını herkes kendi yorumlasın. Ama bana göre bereket olmadan, insanın kontrolü dışında geliÅŸen bu olayların böylesine hayırlı sonuçlar doÄŸurması pek mümkün deÄŸildir.
1990’lı yılların ilk yarısı çok parlak geçmese de ikinci yarısına çok daha güçlü ve bereketli girdik.
Devamı bir dahaki sayımızda…
En derin sevgi ve saygılarımla,
Uzay Pnömatik Ekipmanları Sanayi ve Ticaret A.Åž
Yönetim Kurulu BaÅŸkanı
Nurhan ELBE
Yazıyı Paylaş:




